Ana Sayfa Köşe Yazıları 14 Nis 2026 23:18

Koruma Kararı Kağıt Üzerinde mi Kalıyor?

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda toplumun hukuk sistemine duyduğu güveni doğrudan etkileyen yapısal bir sorundur. Türkiye’de bu alanda en önemli yasal dayanaklardan biri olan 6284 Sayılı Kanun, şiddete uğrayan ya da uğrama tehlikesi bulunan kadınları korumak amacıyla oldukça geniş yetkiler ve hızlı tedbir mekanizmaları öngörmektedir. Ancak uygulamaya bakıldığında, kanunun sağladığı güvencelerin her zaman aynı etkinlikle hayata geçirilemediği yönünde ciddi tartışmalar bulunmaktadır.

Kanun, şiddet mağduru kadına yönelik olarak uzaklaştırma kararı, iletişim yasağı, geçici maddi yardım, kimlik ve adres gizliliği gibi birçok koruyucu ve önleyici tedbir sunar. Üstelik bu tedbirlerin alınabilmesi için kesin delil aranmaz; “şiddet tehlikesinin varlığı” yeterli kabul edilir. Bu yönüyle 6284, klasik ceza hukuku mantığından ayrılarak önleyici bir sistem kurmayı hedefler. Ancak tam da bu noktada, teoride güçlü olan bu mekanizmanın pratikte ne ölçüde koruma sağladığı sorusu gündeme gelmektedir.

Uygulamada karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, verilen uzaklaştırma kararlarının etkin şekilde denetlenememesidir. Fail hakkında verilen karar, çoğu zaman sadece bir tebligat niteliğinde kalmakta; ihlal edildiğinde ise müdahale gecikebilmektedir. Elektronik kelepçe uygulaması gibi teknolojik çözümler mevcut olsa da, bu sistem henüz yaygın ve yeterli bir kapasiteye ulaşmış değildir. Bu durum, özellikle yüksek risk altındaki kadınlar için hayati tehlikenin devam etmesine yol açabilmektedir.

Bir diğer önemli sorun ise kolluk kuvvetleri ve yargı mercileri arasındaki koordinasyon eksikliğidir. Şiddet mağduru bir kadının farklı kurumlara başvurmak zorunda kalması, sürecin hem psikolojik hem de bürokratik olarak yıpratıcı hale gelmesine neden olur. Oysa koruma mekanizmasının etkinliği, hız ve bütüncül yaklaşım ile doğrudan ilişkilidir. Geciken her işlem, potansiyel bir riskin büyümesi anlamına gelir.

Bunun yanında, bazı durumlarda mağdurların ekonomik ve sosyal bağımlılık nedeniyle koruma kararlarını sürdürmekte zorlandıkları da gözlemlenmektedir. Hukuki koruma sağlanmış olsa dahi, barınma, gelir ve sosyal destek eksikliği kadının tekrar şiddet ortamına dönmesine sebep olabilmektedir. Bu da gösteriyor ki, şiddetle mücadele yalnızca hukuki değil; aynı zamanda sosyal politikalarla desteklenmesi gereken çok boyutlu bir alandır.

Peki çözüm ne olabilir? Öncelikle, verilen koruma kararlarının ihlaline karşı daha hızlı ve caydırıcı yaptırımların uygulanması şarttır. Elektronik izleme sistemlerinin yaygınlaştırılması ve risk analizine dayalı olarak etkin biçimde kullanılması, önemli bir adım olacaktır. Ayrıca kolluk, yargı ve sosyal hizmet birimleri arasında gerçek zamanlı veri paylaşımı ve koordinasyon sağlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, bir hukuk normunun değeri yalnızca metinlerdeki gücüyle değil, sahadaki etkisiyle ölçülür. 6284 Sayılı Kanun, doğru ve etkin uygulandığında hayat kurtarabilecek bir araçtır. Ancak eksik uygulandığında, koruma kararları yalnızca kağıt üzerinde kalan bir güvenceye dönüşme riski taşır.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede asıl soru şudur: Hukuk, sadece karar vermekle mi yetinecek, yoksa gerçekten koruyacak mı? Bu sorunun cevabı, yalnızca mevzuatta değil; uygulamadaki kararlılıkta saklıdır.

 Av. Çiğdem ÇETİN

Yazar Hakkında

Çiğdem Topak

Çiğdem Topak

Öğretmen

Tema Tasarım |
Yazarlar
Video
Galeri