Ak Gençlik Ocakları genel başkanı Ferhat Aydoğan’ın Avukatı Av. Furkan Sönmez Adana adliye binası önünde basın açıklamasında bulundu. Ferhat Aydoğan hakkında birçok konuya değinen Av. Furkan Sönmez Şu açıklamalarda bulundu:
Sönmez, -“Değerli Basın Mensupları ve kıymetli kamuoyu, öncelikle bir hukukçu ve avukat olarak devam etmekte
olan bir soruşturma dosyası ile ilgili olarak açıklamada bulunma zaruretinde olmaktan dolayı üzüntü
duyduğumu belirtmek isterim. Sizleri tenzih ederek Bağımsız ve tarafsız yargının ne yazık ki bazı kişiler
ve basın kuruluşları tarafından yönlendirilmeye çalışılmasına bir süredir şahit olmaktayız. Müvekkillerim
Ferhat AYDOĞAN ve Ergin VANÇİN bakımından yürütülmekte olan bir soruşturma dosyasının sosyal
medya ve basın eliyle çok farklı yansıtıldığı, bu sebeple tutuklandıkları olayın üzerinden yaklaşık olarak
7 ay geçti. Birgün Gazetesi çalışanı İsmail ARI tarafından organize edilen bu haberler maksadını aşmış,
bilgi vermenin ötesinde verilmek istenen bilgiyi dayatma noktasına gelmiştir. Bilindiği üzere müvekkilim
Ferhat AYDOĞAN’ın genel başkanı olduğu diğer müvekkilim Ergin VANÇİN’in ise kurucusu olduğu
Tüm Ak ve Gençlik Ocakları Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği resmi olarak kurulmuş, derbis
sisteminde kaydı bulunan genel merkezi Ankara İli olup tüm Türkiye çapında faaliyet gösteren bir
dernektir. Yine bilindiği üzere dernekler T.C. İçişleri Bakanlığı denetimine tabi olarak Sivil Toplumla
İlişkiler Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet göstermektedir. Haberlere konu olan kimlik kartı ise bu
derneğin üye ve yönetim tanıtım kimlik kartıdır. Şu an kurulan ve faal olan derneklerin birçoğu da dernek
üye kimlik kartı kullanmakta ve hatta bu kimlik kartları ile dernekler de aidat dışında bir gelir elde
etmeyi amaçlamaktadırlar. Söz konusu kimlik kartına bakıldığında ise bir şekilde bu kartın görseline
ulaşan Birgün Gazetesi çalışanı İsmail ARI, bu kartların dernek tanıtım kartı olduığunu bildiği halde
bilinçli ve kasıtlı olarak bu dernek kimlik kartlarını bir kamu personeli kimliği olarak kullanılıyor gibi
haberlere konu etmiş ve konuyu İçişleri Bakanı ile Bakanlığı ilgilendiren bir meseleymiş sanki bakanlık
eliyle verilmiş bir kart gibi lanse etmiş suni bir gündem oluşturmuştur. Oysa ki bu karta ilk bakıldığında
dahi bir kamu personeli kimlik kartına benzerlik taşımadığı ve resmi belge vasfına haiz olmadığı
anlaşılmaktadır. Buna rağmen oluşturulan suni gündem ve itibarsızlaştırma operasyonu neticesinde
müvekkiller tutuklanmış ve iki ay cezaevinde kalmışlardır. Tutuklama Sebepleri CMK’da açıkça
belirtilmekle birlikte katalog suçlar olarak tabir edilen suçların varlığı halinde ve kaçma delilleri karartma
ihtimalinin varlığı halinde hükmolunacak bir tedbir olduğu belirtilmiştir. Oysa ki olayda yayılan
haberlerin akabinde müvekkilim emniyet müdürlüğünü ve dernekle ilgili olarak sivil toplumla ilişkiler
müdürlüğünü arayarak konuyu anlatmış, haberlerin yapıldığını, kendilerinin bir yanlışlık var ise
düzeltmek istediklerini, sayın bakan ve bakanlığın zan altında bırakılacak şekilde haberler yapıldığını
buna mani olmak üzere ifade vermek ve kartı teslim etmek istediğini beyan etmiştir. Bu konuşmaları da
avukatı olarak teslim aldım ve dosyaya sunduk. Katalog suç olmaması, bu hareketi gösteren kişinin
kaçma ve delilleri karatma şüphesinin olmadığının aşikar olmasına rağmen yapılan baskı ile
tutuklanmalarına sebebiyet verilmiştir. Müvekkillerin dernek kimlik kartında içişleri bakanlığı ibaresine
yer vermeleri ise derneğin resmi kurulmuş bir dernek olduğunu belirtmek olup benzer isimlere sahip
dernekler ile karışmaması adına da derneğin kütük numarasına bu kartta yer vermişlerdir. Dosya
kapsamında alınan kriminal inceleme raporunda da söz konusu kimlik kartının resmi belge olmadığı,
böyle bir resmi belgenin bulunmadığının tespiti yapılmıştır. Gerçekten de söz konusu kartın resmi belge
olarak kabulü mümkün olmayıp Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gereken herhangi bir
suç olmamakla birlikte olayın Dernekler Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerekirken ne yazık ki
yanlış algı ve baskılar ile durum bu noktaya gelmiştir. Bu süreçte Birgün Gazetesi çalışanı İsmail ARI
tarafından da defalarca aranarak rahatsız edildim. Kendisine dosya hakkında bilgi vermemin hukuk ve
meslek etiği bakımından uygun olmayacağını belirtmeme rağmen şahsımın ismini de yalancı avukat
haberi ile kullanmıştır. Bundan dolayı da üzüntü duyduğumu belirtmek isterim.
Sonuç olarak Dernekler Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gereken bir hadise ne
yazık ki algı yönetimi ve baskı ile Adli Yargıya intikal etmiş ve müvekkillerim bu süreçte yapılan
haberler ile de itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Gazetecilik etiği bakımından da yapılan haberleri kabul
etmek mümkün değildir. Türk Ceza Kanunu bakımında Bu durum ”SORUŞTURMANIN
GİZLİLİĞİ” ilkesini de ihlal etmektedir. Nitekim bu hususta 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
m.285 hükmünde ”Gizliliğin İhlali” ve m.288 hükmünde ”Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs”
başlığı altında suç tanımları da yapılmıştır. Gerçekten de bir kişinin ismi veya kimliği suç faili olarak
basında yer aldıktan sonra kamuoyu nezdinde o kişinin adeta “peşinen mahkum” edileceği ve ülkemiz
uygulamasında davaların kesin hükümle sonuçlanmasının uzun süreler alabileceği ve kimliği açıklanmış
veya resmi yayınlanmış olan kişi beraat etse dahi, üzerinden yıllar geçtiği için haber değeri
taşımadığından basının beraat kararını yayınlamayacağı veya yayınlasa bile ilk haberde verilen puntolarla yayınlamayacağı göz önünde tutulduğunda, tüm suç faillerinin kimliklerinin ve resminin yayınlanmasının
suçsuzluk karinesini ihlal ettiği tartışmasızdır. Anayasası’nın 38/4. maddesinde yer alan “Suçluluğu
hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklindeki hüküm ile suçsuz sayılma hakkı
Anayasal düzeyde teminat altına alınmıştır. Lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi bakımından suç
şüphesi nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişinin bu işlemlerden dolayı onur,
şeref ve haysiyetinin zarar görmemesi, toplum içindeki saygınlığının zedelenmemesi, hakkında henüz
kesin hüküm verilmemiş kişinin masumiyetine zarar verecek, kişiyi toplum nezdinde mahkum edecek her
türlü söz, yayın, haber gibi davranışlardan kaçınmak anayasal bir yükümlülüktür. Bu bakımdan basın
hürriyetinin kullanılmasında Anayasa ile güvence altına alınan kişi hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmesi,
kişisel verilerin hukuka aykırı olarak teşhir niteliğinde yayınlanması ve paylaşılması söz konusu
olamayacaktır. Tüm bu süreçte basın yayın ve sosyal medya yoluyla müvekkillerin itibarsızlaştırılmaya
çalışılması, sistematik bir şekilde karalama kampanyasının hala devam etmesi karşısında bu açıklamayı
yapmak zorunda kalmaktan dolayı tekrar bir hukukçu olarak üzüntü duyduğumu belirtmek isterim.
Dosyanın ve konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bağımsız ve tarafsız Türk yargısı ile bağımsız
ve tarafsız Türk basınına güvenimiz tamdır.” dedi